Dünyaca ünlü
tangocu Sebastian Arce, “Türkiye’de erkekler tangoyu gurur meselesi yapıyor.
Reddedilmekten korktukları için de kadınları dansa kaldırmıyor. Bu, tangonun
gelişmesini engelliyor” dedi.
İSTANBUL - Dünya çapında geniş kitlelerin ilgi gösterdiği
tangonun kült olmaya aday isimlerinden Sebastian Arce, 4. Uluslararası Tango
Festivali için geldiği İstanbul’da NTVMSNBC’nin sorularını yanıtladı. 27
yaşında olmasına rağmen yeteneği ve başarısı çok konuşulan Sebastian Arce, dans
partneri Mariana Montes’le olan ilişkisinden farklı kültürlerin tangoya
bakışına, milongadaki ilk reddedilişinden, tangonun romantik doğasına kadar bir
çok ilginç yorumda bulundu.
Tangoya
nasıl başladınız?
Çok erken yaşlarda, 8 yaşında. Annemle babam boşanmıştı ve bana babam
bakıyordu. O sıralarda da yeni bir kız arkadaş edinmişti ve onunla zaman
geçirmek istiyordu. o yüzden de beni folklor, müzik gibi aktivitelere
yönlendiriyordu. Tango da bunlardan biriydi, ve en farklısı, çünkü tango benim
için başka bir dünyaydı. Ben ilkokulda ve lisede erkek okullarına gittim,
kızkardeşim de yok. Bu yüzden tango benim için kadınların dünyasına girmek
anlamını da taşıyordu, bir kadın partnere o kadar yakın olabileceğim tek yer
tangoydu, fakat şimdilerde anlaşıldığı gibi bir yakınlık değil. Buenos Aires
salonlarında 1940’larda olduğu gibi dansediyorduk. Başladığım yıllarda tangonun
melankolisine ve nostaljisine hayran oldum.
Partneriniz Mariana Montes’le uzun senelerdir birlikte dansediyorsunuz.
Nasıl tanıştınız?
Mariana’yı ilk önce bir milongada gördüm ve aşık oldum. Dolayısıyla önce
romantik bir birlikteliğimiz de vardı, senelerdir birlikte dansediyoruz, fakat
2002’de ayrıldık. Çok iyi dostuz şu anda. Onunla dansetmek artık kızkardeşimle
dansetmek gibi, sadece biliyorum ki biraz daha fazla paylaşımlarımız oldu.
Tango partneri olmak ilişkinizi etkiledi mi?
Kavga ettiğimiz zamanları dansımıza yansıtmadık tabii, ama zaman zaman onun
tangoyla öç aldığını düşündüm. Ben mükemmeliyetçi ve sabırsız olduğum için ona
çok yüklenebiliyorum, o zaman da sanırım tepkisini dansla gösteriyor.
Yaşınızın genç olmasına rağmen dünya çapında bir üne sahipsiniz. Dikkat
çeken bir şey var ki Sebastian Arce adı daha çok Nuevo Tango’yla (Yeni Tango)
anılıyor. Sizin için bu stili klasik tangodan daha çekici kılan ne?
Eski tango diye bir şey yok ki, yeni Tango olsun. Tangoyu kendiniz için
yaparsınız. 1990’larda -benim de tangonun içine iyice girmeye başladığım
zamanlar- şunu keşfetmeye başladık ki dans ederken ritmleyiz, müzikleyiz.
1940’larda öğretmenler size nasıl yapılacağını gösteriyordu, siz de ezberden
dans ediyordunuz. Fakat şimdiki zamanda enerjiden, formdan, sanattan,
duygulardan daha iyi anlıyoruz, yani onlara daha yönelik dansediyoruz. Ben
tangoya yeni gelenler için yeni bir dünya icad ediyorum. Eski sizi temsil
etmiyor, yeni bir devrime ihtiyacınız var. Yeni nesil olarak kendimizi
deneysellikle, farklı enstümanlarla, farklı tarzlarla ifade ediyoruz. Bu demek değilki
“eski” önemli değil, sadece kendimizi yeniden keşfetmek için, kendinizin dansla
birleştiği yerde yeni bir söz söyleyebilmek için. Yoksa Astor Piazzola’nın
klasik tango müziğine farklı müzik aletleri ekleyerek yeni sesler yarattığı
zamanla ölçmüyorum Nuevo Tango’nun ne zaman başladığını. Nuevo Tango’da deneme
yanılma yoluyla kendi bedeninize has yeni kodlar üretiyorsunuz, yaratıcılık,
bedenler arası iletişim... bunların hepsi farklı bir derinlik yaratıyor.
Tango çiftlerin birbirine ruh ve fizik olarak yakın duruşunu
gerektiren/getiren bir dans. Bu durum çiftleri rahatsız da edebiliyor, çünkü
genel bir kanı var ki yakınlık romantizmi de çağrıştırıyor. Siz tangoya yönelik
bu yargıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konuda konuşmayı da pek sevmiyorum açıkçası. Evet yakınlık var, ama bu
kişilerin algısına bağlı. Türkiye ve Buenos Aires’e bakalım mesela. Buradaki
milongalarda şahit oluyorum. Çoğunluk gergin, kimse birbirini dansa kaldırmak
konusunda rahat değil. Çünkü kadın erkek ilişkileri bir tabu ve yakınlık da bu
açıdan tehlikeli görünebiliyor. Bu insanların dansına da yansıyor. Fakat
Arjantin’de milongaya gitmenin asıl amacı eğlenmek ve sosyalleşmektir. Mesela
bir içki içersiniz, arkadlaşarınızla sohbet edersiniz, dans adeta kaza
eseridir. Ruhen yakınlık hissettiğiniz biri olursa, böyle bir bağ
kurabilirseniz dans edersiniz. Yani, zorlama yoktur. Bu rahatlık olduğunda,
tangonun erotik imaları da silinebiliyor, insanlar daha rahat hareket
edebiliyor. Fakat yine de tango tutku gerektiren bir dans, o ayrı.
Söylediklerinizden farklı kültürlerin tangoyu farklı yorumladığı da
anlaşılıyor. Siz de dünyanın farklı yerlerinde tango dersleri veriyorsunuz,
mesela ABD, Fransa, Arjantin, ve zaman zaman Türkiye... Gözlemlerinize
dayanarak söyleyecek olursanız kültür ve tango arasındaki ilişki nedir?
Kesinlikle ilişkili. Bu ülkelerle ilgili genelleme yapmak istemem ama sadece
gözlemlerimi söyleyeyim. Amerikalılar mesela, işin gösterişini seviyorlar. Daha
çok dans ederken nasıl görünüdüklerine odaklanıyorlar. Mükemmeliyetçi
olduklarından hata yaptıklarında kendilerine baskı yapıyorlar. Ruhtan çok
teknik var o yüzden. Ama Ruslar... çok tutkulular! Bakıyorsunuz, Çehov’a,
edebiyatlarına, tenlerinin altında gerçekten tutkulu bir kan dolaşıyor. Türkler
de öyle. Hissedebiliyorlar. Fakat iki grup da bazen hisse çok kapılıp tekniği
unutuyorlar, ya da tekniğe kapılıp hissi. Bunu dengelemek lazım. Türkiye’de çok
umut vaadeden dansçılar var, 5 seneye kadar mükemmel sonuçlar çıkacak bence...
Türkiye’de tango derslerinde bir sıkıntı olduğundan söz edilir hep: Kadın
katılımcıların sayısı erkeklerden daha fazladır. Buna dünyanın farklı
yerlerinde de rastlıyor musunuz? Sizce bunun sebebi nedir?
Tango insanın kendi bedeniyle derin bir iletişim içerisinde olmasını
gerektiriyor. Kadınlar erkeklerden daha duygusal ve hassaslar, bu yüzden de
kendi inceliklerini dansla ifade edebiliyorlar. Erkeklerde bu bir ihtiyaç
değil. Milongalarda erkekler kadınları dansa davet eder, ve reddedilmek
erkekler için çok gurur kırıcıdır, korkutucudur. Erkekler biraz da bundan
korkuyordur. “Seninle dans etmek istemiyorum” mesajı, dansı değil, “Seni
istemiyorum” anlamına geliyor sanki, çok kişisel.
Siz hiç reddedildiniz mi peki?
Ben... Hayatımda iki kere reddedildim! İlkinde 11 yaşında bir milongadaydım, ve
senelerce bekleyip 23-24 yaşındayken onunla dans edebildim. Böyle uzun seneler
içimde tutabiliyorum bir şeyleri. Ama kim olduğunu söylemeyeceğim!
Kaynak: www.ntvmsnbc.com
| < Önceki | Sonraki > |
|---|