“Gerçek sanat kökü gerçek yaÅŸam toprağından! ”
Bu söze hepimiz aÅŸinayızdır ancak dans sahne sanatında cümlenin içeriÄŸini tam olarak hayata geçirebilen koreograf ve dansçılar azınlıktadır. Modern dansın önde giden figürlerinden Charles Weidman sahne terimleriyle bu sözü söyle açıklar: “İlüzyon, gerçekliÄŸin yanlış bir yorumu, bir aldatmaca deÄŸildir. Seyircinin sanatçıdan beklediÄŸi yansıma aslında, kendi gerçekliÄŸi, kendi etrafındaki dünyanın görüntüsü, kendi korkusu, umudu ve acısıdır.” Tam bu noktada, dansın mihenk taşı dansçı ve koreograf bir zorlukla yüz yüzedir. Sahnede bireyselleÅŸen, ben olgusuyla dans eden dansçı toplumsal gerçeklik için caba sarf edebilir mi? Kaygısı olan dans performansını, dansçı ne kadar yansıtabilir? Bu soruların altyapısına geçmeden, dansın kısaca bir tarihine bakalım...
Dansın Tarihi Serüveni
Sözsüz hareket sanatı olması ve böylelikle maddi bulgularda yer almaması sebebiyle, dansın ortaya çıkış ve insan kültürüne katılma tarihi bilinmemektedir. Ancak ilkel topluluklarda dans kesinlikle sosyal kutlamalarda, dini ritüellerde ve törenlerde önemli bir rol almıştır. YerleÅŸik hayat düzeninde, tarımla uÄŸraÅŸan topluluklarda yaÄŸmur isteÄŸi, hasat kutlaması türünden törenlerde de dans ile karşılaşırız. Arkeoloji dansın izlerine, 9.000 yaşında olan Bhimbetka Kaya Sığınakları’ndaki dans figürleri içeren resimlerde ve Mısır’daki mezar resimlerinde rastlıyor. Eski uygarlıklarda, dansın geliÅŸme dönemleri efsane anlatan performanslara ve nadiren kadın, erkek cinsel temalarına dayanır. Yazılı dillerden önce dans bu tür hikayeleri nesillere aktarmada etkin bir rol oynamıştır. Ayrıca, zaman içinde saÄŸlık ve ÅŸifa ritüellerinde de dans kullanılmıştır ki bu ritüeller Brezilya Kalahari Çölü’nde sürmektedir. Ritüeller ve etnik törenler modern dansın yavaÅŸça temellerini oluÅŸturmuÅŸtur. ÖrneÄŸin, Sri Lanka dansları Aborjinlerin YingYang mozaiÄŸine dayanır. Ki burada artik zil ile ritim kullanılmaya baÅŸlanmaktadır. Ritim ve dans birleÅŸerek etnik, geleneksel efsaneler aktarılmaya baÅŸlanmıştır. Avrupa kültüründe ise ilk Homeros ile danstan bahsedilir. İlyada’da “khoreia” , yani koro dairesel dans anlamına gelen sözcükle danstan söz edilmiÅŸtir. Yunan kültüründe ayrıca farklı hisleri yansıtmak için de dans bir araç olmuÅŸtur. ÖrneÄŸin, suçluları cezalandıran tanrıçalar anlamına gelen “Fury”ler dansları ile insanlara kanunu hatırlatır ve kendilerini izleyenleri dehÅŸete düÅŸürürlerdi. Aristo da ÅŸiirin yanında danstan mimik ve ritmin birleÅŸimi olarak bahsetmiÅŸtir. OrtaçaÄŸ boyunca geliÅŸmesini sürdüren dans, dinsel niteliklerinden yavaÅŸ yavaÅŸ sıyrıldı. BaÅŸlıca sahne gösterisi haline geldi. Parmak ucunda dans, bir sanat dalı olarak Rönesans’ta sahneye çıkmıştır 16. yüzyılda Fransa ve İtalya\\\\\\\\\\\\\\\'da besteciler, sadece dans için yapıtlar bestelemeye baÅŸladı. 19. Yüzyılda aristokrasi ile dans biçim deÄŸiÅŸtirmeye baÅŸladı. Farklı ülkelerin farklı özgün dansları ortaya çıktı. Modern dans ise Ruth St Denis, Isadora Duncan gibi isimlerle 20. Yüzyılda karşımıza çıkmaktadır. 1960larda çıkan Postmodernizm dalgası ile Modern Dans farklı türlere ayrıldı.
Güncelimize dönersek, yukarıdaki soruların yanıtını bulmak zor deÄŸildir. Dünya düzeni karmaşık, savaÅŸ ve insan iç içe, politik arena hilkat garibesi, arenanın içinde insan çırılçıplak olsa da, temelde sanatçı, özelde dansçı ve koreograf son yüzyılın hastalığı bireyselleÅŸme, soyutlanma esaretinde… Dansın fiziksel aracı insan bedeni olduÄŸundan da, dansın özne ve nesnesini maalesef birey oluÅŸturmaktadır. Bireysel devinimler, içsel gelgitler mutlaka sahnenin bir parçasıdır, ancak bu durumu gerçek yasam koÅŸullarından bağımsız düÅŸünemeyiz. Bu tür yansıtma zorluklarına karşı tiyatral dans dünyasında farklı tepkiler ve düÅŸünceler ortaya çıkmıştır. Araç olarak Alexander TekniÄŸi, Cunnigham TekniÄŸi, Emprovizasyon (doÄŸaçlama), Kinestetik, Jose Limon(Humpfrey-Weidman)TekniÄŸi(bkz wikipedia web) gibi kaynağını koreograflardan alan çeÅŸitli yollar kullanılmıştır. Bunlar, teorik ve teknik açıdan dans için gerekli öÄŸelerdir. Ancak sanatın hiçbir alanında, biçim monarÅŸisi ile gerçek sanata ulaşılamaz. Biçim ve içerik çeliÅŸkiye düÅŸmeden, biçim içeriÄŸin hizmetkârı olduÄŸu sürece saÄŸlam eserler ortaya çıkabilir. Sanat özellikle dans gibi sözsüz sanatlar görecedir, yorum acısından bir sınırlamada bulunmak mümkün deÄŸildir. Bakınız, bu konumda gerçekçi dans tiyatrolarında ve genel anlamda tiyatroda da, sahnede estetik var olmak zorundadır. Ki dört ayaklı atalarımızdan bu yana, oyun ve estetik kalıtımsal olarak biyolojimizde hayatımızda bulunmaktadır(1). Dans, sanat, estetik öÄŸeleri hayvan ve insanlarda evrimsel süreç içinde kalıtımla devralınmış, deÄŸiÅŸime uÄŸramıştır. Ancak elbette ki odağımız doÄŸa estetiÄŸi deÄŸil, eÄŸitimle kazanılmış sanatsal estetik… Dans ve tiyatroya dönecek olursak, toplumsal metinler, epik çalışmalar yanlış algılanmakta ve estetikten uzak, yazık ki gerçekçi kanatta gerçekçi oyunu yanlış algılatan her ÅŸeyi olduÄŸu gibi sahneye koyan oyunlar ortaya çıkmaktadır. ÖrneÄŸin, insanlar arasındaki sınıf kavramını eleÅŸtirmek, dans tiyatro oyunumuzun hedef mesajını oluÅŸtursun. Bunun için, toplumun katmanlaÅŸmasına dair eleÅŸtirel oyun metninden diyaloglar, monologlar geçebilir, yergi taşıyan sözler söylenebilir, mizahi kavramlarla süslenmiÅŸ replikler kullanılabilir. Bir de, farklı açıdan düÅŸünelim; maskeli ve takim elbiseli bir ‘erkek’ dansçı, gücü simgeleyen, avcı nitelikte ayak sesleriyle ve estetik ancak derdi olan figürlerle sahnede dolaÅŸmakta… Öbür yandan, etrafında olup biteni fark etmeyen, mutluluÄŸu ve düzeni simgeleyerek dans eden ‘kadın’ oyuncunun salınımı ile sahne süslenmekte… Maskeli, takim elbiseli dansçının bir sandalye üzerine çıkıp ihtiÅŸamını sergilemesini ve kadın dansçının bunu izlemesini hayal edin… Kısa bir es* ve hızlanan, telaÅŸlı adımlarla maskeli dansçının kadın dansçının üzerine sandalyesi ile oturup dansını kısıtladığını düÅŸünün. Ve çırpınış! Dans, Tiyatro, Estetik ve Toplum sizce de uyum içinde birleÅŸmiyor mu? Ya algi ve kalıcılık kavramı ikinci örnekte daha etkili deÄŸil mi? Ayrı bir husus olarak, elbette, toplum, sanat ve estetik konusu bir örnekle tamamen açıklanamaz. Sonuçta, toplumsal olgular bir sanat aracı ile yansıtılacaksa estetik, sahneden kopamaz. Aksi halde eser bir söyleÅŸi, düz yazı okuma, ya da devinim halinde olmaktan öteye geçmez.
Hollanda Dans Tiyatrosu (Nederlands Dans Theater-NDT)
Åžimdi ise, ilintili olarak, baÅŸarılı bulduÄŸum Hollanda Dans Tiyatrosu’ndan(NDT) bahsetmek istiyorum. Hollanda Dans Tiyatrosu NDT I, NDT II, NDT III olarak yas gruplarına göre topluluklar oluÅŸturmuÅŸtur. Jigi Kylian, Johan Inger ve Ohad Naharin adlı üç koreografla çalışan gruplar, yukarıda bahsi geçen bireyselleÅŸme gibi sorunları performanslarında fazlasıyla barındırmaktadır. Performanslar, seyirciyi görsel anlamda tatmin ederken, içerik olarak bozguna uÄŸratmaktadır. Dansçı bireysellikten, fiziki gösteriÅŸten haz alırken, seyirci de bu sınırda kalmakta…
Ohad Naharin’den “Eksi 16”( Minus 16)
İsrailli koreograf Ohad Naharin’in performans çalışması “Eksi 16” bazı sanatçıların eski çalışmalarından alınmış bir kolaj eserdir. Kolâj eser sunmanın zorluÄŸu bu performansa yansımıştır. Latin salon dansları ile baÅŸlayan performans, geleneksel İsrail müziÄŸi ile davam ederken tekno ritimler ve ses kayıt sunusuyla bitmektedir. Koreografi devasa tekniklerle hazırlanmış: sandalye dansı ile vücut ritmi, doÄŸaçlama, seyirciyi oyuna katma gibi öÄŸelerle de süslenmiÅŸtir. Performans, piramit seklinde yerçekimi kurallarına karşı duran dansçılarla doruÄŸa ulaşıyor. Bir sahnede, dans eÅŸliÄŸinde bant kaydından dansçının sesini duyuyoruz. Dansçı kendini tanıtıyor, farklı sesler üretiyor. Her ÅŸey harika!.. Hayır, deÄŸil maalesef. Performans, sosyal içerikten yoksun, dansçıların mükemmel görünümünden baÅŸka bir ÅŸey vermiyor seyirciye. Performans biçimce o kadar kusursuz ki dansçılar da sahnede toplumu, insanı hissetmeden, dansın mükemmelliÄŸine kapılmışça bireysel ispat hazzıyla hareket ediyorlar. Yazılanların çekirdeÄŸini oluÅŸturan toplum ve sanat ayrı düÅŸünülemez zira. Kaygımız dans figür sanatı ise eser olumlu derecede karşılanabilir. Ancak Dans Tiyatrosu baÅŸka bir olgudur. Dans ve koreografi alanında toplumsal kaygılarla bezenmiÅŸ eser hedef kitlenin kendi yansımasını gördüÄŸü eserdir. Acı, sefalet, savaÅŸ, politika kasıt alınan yegâne öÄŸeler deÄŸildir, insanlar arasındaki aÅŸk, hoÅŸgörü, kavga temaları da esere katılabilen deÄŸerlerdir... ...
Kısa bir es ve dans edemeyen, çırpınan kadın sandalyenin altından kurtulur, sandalyeye oturarak teÅŸekkürlerini sunar, sahne kararır…
Dilay YATKIN
ÇSA, 2009
*Duraklama, sessizlik anlamına gelen bir terim.
Yararlanılan Kaynaklar
(1)Darwin, C, Seksuel Secme / Daniel, Yvonne, Dancing Wisdom / Contemporary Dance, Wikipedia / Dance Theatre Journal / Nathalie Comte. \\\\\\\\\\\\\\\"Europe, 1450 to 1789: Encyclopedia of the Early Modern World\\\\\\\\\\\\\\\".  |