RESIDANCE

Yazılar
Anasayfaya DönAnasayfa » Dans Yazıları
Şairler » [ A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z ] «
Yazılar » [ A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z ] «
Bir Kaç Cümle de Benden Olsun...
Hepinize Merhaba. Ülkemizde konusunda en seçkin hizmetleri veren Recidance.net üzerinden sizlerle belirli konularda buluşmalar yaşamak hakikaten güzel bir duygu. Öncelikle bu ortamı sağlayan ekibe ve de özellikle Oğulcan Aksoy’a teşekkürlerimi iletiyorum.

Sizlerle belirli periyotlar içerisinde dans ile ilgili özellikle de benim branşım diyebileceğim Halk Dansları ile ilgili konularda ve de ister istemez yansımaları üzerinde görüş ve düşüncelerimi paylaşacağım. Yaşanmışlar, yaşananlar üzerine, en önemlisi de kehanetlerde bulunmadan yaşanabileceklerin üzerine nacizane paylaşımlarda bulunmaya çalışacağım.

Esasında hepimizin ilgi alanına giren farklı dans formları ile hepimiz Halk Dansçısı sayılırız. Her dansın, dans kökeninin bir etnik guruba, coğrafyaya, ulusa ait olduğu düşünülürse farklı sınırları ile bir dans dünyası haritasını belirlemek ve kendimizi “sınır tanımayan dansçılar” olarak ifade etmek pek de yanlış olmaz.
Bu farklı bir dünya... Uygulamada dili, rengi, ırkı, ideolojisi yok, ritmi ve adımları var, hissi ve yorumları var ve yaşıyor...

Yaşam üzerine fazla birşey söylemeye de gerek yok, canlılığı anlatır. Canlılık ise ayrı bir açılım gösterir çünkü canlılar doğar, büyür ve ölür. Süreklilik arzeden her hareketin belirli kuralları olduğu gibi onu ortaya çıkartan sebepleri de vardır. Bunun özellikle de bir tema ile buluşturulması ile “dans” ve dansın ana kavram (tema) ve yorumu ortaya çıkar. Bu temanın zenginliği bizim alanımız olan Halk Dansları konusunda ki hareket genişliğini ortaya çıkartır. İşte bu özelliklerden yola çıkarak binlerce yıla varan tarihi, kültürel, geleneksel değerleri, kavimlere, devletlere, imparatorluklara yurtluk yapması ile Anadolu toprakları ve de bu topraklar üzerinde ki halkların ortaya koyduğu ifadelerle dans formları dünyada ki en zengin ve çeşitlilik gösteren özelliklere, karakter ve figür zenginliğine sahip olma özelliğini gösterir.

Sakin ola ki bunu  kültürel zenginliğin dışında, evrensel boyutlara ulaşmada bir avantaj olarak görmeyin. Bu özellikleri ile Türk Halk Dansları her ne şekilde eşsiz bir görsel özellik kazanırsa kazansın evrensel boyutlara taşınamaz. Bunu da zaten bizler bugüne kadar dünya üzerinde  beceremedik. Çünkü biz yukarıda bahsettiğimiz dansın farklı dünyası içerisinde bu kadar zengin bir yapıyı sürekli etnik özellikleri ile kullanmış ve yöresinin, bölgesinin dışına çıkarttığımız zaman yöresel karakterlerine sıkı sıkıya bağlı kalmasına özen göstermişizdir. Bu nedenlerle evrensel boyutlarda tanınan bir halay, bir horon, bar, bengi, kaşık, karşılama, zeybek ve nice formu yaymayı tanıtmayı sağlayamamışızdır. Bu konu kültürün korunması açısından dünyanın önem verdiği, saygı duyduğu bir konu olmakla birlikte kültürel değerlerin yaşatılması, yayılması ve tanıtılması konularında sorunları da beraber getirmeye bağlamış ve bu konuda da kendisini hissettirmeye başlamıştır.

Siz hiç bir Buenos Aires’linin, Viyana’lının “ben kimim biliyor musun?” diye dans dünyasına müdahale ettiğini duydunuz mu? Bugün B-Boy olmanın şartı hala siyahi olmak mıdır? İşte bu basit sorulara verilen cevap bile dansın evrensellik adına yolculuğunu anlatmaya yeter. Şimdi bu yazımı okuyanlar arasında ki Halk Danslarına emek verenler ve hatta konunun uzmanları çelişkiye düştüğümü, etnik danslarla bu dans formlarının bağdaştırılamayacağını dile getireceklerdir. Özellikle de Türk Halk Dansları konusunda bunun büyük bozulmalara, dejenerasyonlara yol açacağını belirteceklerdir. Ancak bu konuda bazı şeyleri de göz ardı etmemek gerekir. Artık bu alanda da yöresel özelliklerden kaynaklanan ortak formlar üzerinde de çalışma zamanı gelmiştir. Kimilerine göre bu bir reform sayılabilir ama her biri birbirinden derin duygularla bezenmiş, en seçili adımlarla, vurgularla zenginleşmiş ağır, kıvrak, kırık zeybekler “zeybetikos” adı altında üç dört aşamalı kalıplarla dünyaya empoze edilirken, bir kültür emperyalizmi olarak “horos”, “karsilamas” kavramları kültürün politize edilerek dünyaya ihraç edilen yüzü olarak gösterilirken bizlerin Halk Dansları alanında yalnız kendi içimizde, birbirimizle mücadele de olması, hele hele son zamanlarda biz bunu “spor” için yapıyoruz mantığına oturmak için canla başla çalışması her halde yenilir ve yutulur bir hata olmasa gerek.

Tabii üzerine basarak belirtmem lazım. Amacım bu önemli konu üzerinde ki çalışmaları, araştırmaları, sürdürülen eğitimleri, konunun ustalarını, uzmanlarını eleştirmek değil. Bu işin en ucuz yolu. Bu eleştirilerim ülkemizde ki kültür politikasının olmamasının sebepleri. Ya bizler, konu üzerinde çalışanlar, bu beyanla ortaya çıkanlar, her hangi bir hedefimiz var mı? Mahalliler, bakanlık temsilcilerimiz, federasyonlar; üç yıllık, beş yıllık, yirmi yıllık hedefleriniz, hedeflerimiz var mı? O zaman düşünelim. Bin yıllara varan birikimlerin içerisinden bu toprağın en renkli dışa vurumu olan Halk Danslarımız üzerinde  çalışanlar önce kendimizi olmamız gereken düzeye getirmek, öncelikle bu değerleri temsil etmeye, değerler üzerinde söz söylemeye hak kazanmamız gerekli. Bundan sonrasında bu hakkı elde edenlerle yolumuzu belirlemeliyiz.

Bu cümleyi yazdıktan sonra ilk iğneyi kendime batırmalıyım. Söz söyleme hakkı olanlar “söz sizde”...
Sevgi ve saygılarımla...
Şair
Ayhan Uncuoğlu

Çevrim Dışı (Offline)
Diğer
Bu şiir 2595 kişi tarafından okundu.
Yazı Oylama

Beğeni Derecesi : 2.5 / 5 ( 11 kişi tarafından oylandı. )

Yazar Yorumu
Bu şiir için henüz yorum yapılmamış.
 
Sizde Yorum Yapın!
Adınız :
Mesajınız :