RESIDANCE

Yazılar
Anasayfaya DönAnasayfa » Dans Yazıları
Åžairler » [ A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Åž T U Ü V Y Z ] «
Yazılar » [ A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Åž T U Ü V Y Z ] «
Hayatta ve Ayakta Tutan Beden
En büyük sorunumuz varlığından haberimiz olmayan, adını koyamadığımız, neden kaynaklandığını bilmediğimiz sorundur. En çok, neyi aradığımızı, hangi soruyu sorduğumuzu, tam olarak ne istediğimizi bilmediğimizde sıkıntı hissederiz. Veya sıkıntımızın ismini koyarız ancak onun gerçek kaynağını bilmiyor olabiliriz; o zaman da boşuna çaba harcamak zorunda kalırız.

Yarattığımız ve içinde kaybolduğumuz düşünce ve kaygılar dünyası, her biri aklımızın yolunda asla geçemeyeceğimiz sıradağlar ya da düşüp içinden çıkamayacağımız körkuyular oluşturan ve bizi sıkan problemler doğurur. Aslında beden ve düşünceler birbirine sıkı sıkı bağlıdır. Eğer bedeniniz doğru bir şekilde harekete geçmezse, düşünceleriniz kendilerini dışa vuracakları alanı belirleyemez. Düşünce dünyanızın uçsuz bucaksız topraklar kadar geniş; yağmur ormanları kadar zengin olması, onları somut bir şekilde sunabilmeniz için yeterli değildir. Düşünce, bedenin harekete geçmesini bekleyecektir; çünkü aralarındaki denge sağlanmadan yapılan her hamle, olumlu sonuçlar ile birlikte dengesizliğin yaratacağı olumsuz sonuçları da getirecektir.
Benliğimiz içinden çıkamayacağına karar verdiği veya onu çok yıpratacağını düşündüğü gelişmelerle karşılaştığında, onu oyalamak için beden devreye girip; sıkıntılar, ağrılar ve sorunlar yaratabilir. Aynı şekilde beden çalışmak istediğinde; alışık olduğu bir hareketlilik durumunu aradığında düşünce dünyasında sorun alarmı çaldırabilir. İçinden çıkamayacağınız bir sorununuz olduğunu varsaydığınızda, ayaklandığınız, anlamsız ve asabi yürüyüşler veya hareketler gerçekleştirdiğiniz zamanları hatırlayın. Belki o gün için çok büyük olan probleminizi şimdi hatırlamıyorsunuz bile; ancak emin olunuz ki bedeniniz ruhunuzu nasıl sıkıştırdığını hatırlamaktadır.

Sizi çok uzun zaman sıkmış bir durumdan henüz çıkmadığınız halde, birdenbire enerji istilasına uğradığınız, gülmeye ya da dansetmeye başladığınız zamanları düşünün. Belki o zaman çıldırmış olduğunuzu düşünmüştünüz, olanlar size çok anlamsız gözükmüştü. Aslında bütün bu düşünce veya enerji istilaları, ister gereğinden fazla neşe, ister gereğinden fazla kaygı ve sıkıntı olarak tezahür etsin, düşünebileceğinizden çok daha büyük ve anlamlı bir dengenin doğal sonuçlarıdır.  Düşüncelerimiz ise sadece bu dengenin boyunduruğu altında işleyen bir mekanizmaya dönüşebilir; dengenin gerektirdiği şekilde bizi sıkar ya da rahatlatır, harekete geçirir ya da durdurur.  Eğer bu durumun bilincine varıp olaya el koymazsak düşünce ve beden arasında dönüp duran sorunların bizi yorup yaşlandırmasını beklemekten başka bir şey yapamayız.

Düşüncelerin büyük baskısına rağmen harekete geçmeyen beden tam bir mutsuzluk kaynağıdır. Harekete geçmek için düşüncelerinizin tamamen oluşmasını beklersiniz, onlar da tamamen ortaya çıkmak için hareketi bekleyecektir. Bu durumda beden düşüncelerin altında ezilip, hiç hareket etmeyecek duruma gelebilir.

Bedeniniz gücünü bulmadan ruhunuz da saflığını ve dengesini bulamaz. Bedeniniz ve ruhunuz arasındaki ilişki düşündüğünüzden çok daha derindir. Bedeninizi tanımanız, sizi çıkarabileceği binlerce yolculuğa eşlik etmeniz ve onu güçlendirmeniz, ruhunuzun derinliklerini keşfetmenizi ve gerçek gücünü kullanılabilir hale getirmenizi sağlar.

      İnsanlar tarih boyunca en derin keşifleri kendi bedenlerini ve doğayı izleyerek bulmuştur. Düşünce tarihindeki önemli gelişmeler bedende iz bırakır. Antik Yunan’da felsefenin akılcı temelleri atılırken, bir yandan da beden üzerinde uçsuz bucaksız bir araştırma başlamıştı. Nasıl ki arayış içindeki felsefi düşünce meyvalarını vererek, bugün de aktif olarak kullandığımız birçok akıl yürütmeyi ürettiyse, vücut üzerindeki arayış da ilk kez beden üzerinde akılcı eğitimi doğurdu. Antik Yunan’da beden ve duruştan kaynaklanan yoğun tesiri; tapınakları ve antik eserleri binlercesiyle kaplayan sütunlardan gözleyebiliriz. Sütunlar; insan bedenini ve insan bedeninin diğer canlılardan farklı olan ayakta duruşunu sembolize etmektedir. Sütunların baş kısımlarının gövdeye oranı insan vücudundan esinlenerek saptanmıştır. Ayak bölgesi için de insan vücudunun oranları kullanılmıştır. Binlerce yıllık sütunların günümüze kadar kalabilmesinin, dayanıklılığının ve dikliğinin bu oranlara bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Yunan heykellerinin vücutları biçimlidir. Kas çalışması, denge çalışmaları ve hareket egzersizleri ile yapılanarak doğasını bulan insan bedeni hayranlıkla izlenerek, taş üzerinde ölümsüzleştirilmiş, ruhsal güçler bu bedenlerle tasvir edilmiştir.

Günümüzde vücut eğitimi dendiğinde ilkçağlara ve tarih öncesine dönülmesi tesadüf değildir.  Hayvanların, dağların ve ağaçların gizemli kudretlerini anlayabilmek için sezgilerin kullanılması ve doğanın taklit edilmesiyle uzun yıllar içinde yoga duruşları geliştirilmiştir. İnsan dünyadaki varlığını yoga ile anlamlandırmış, denge ve sükunet bulmuştur. Yogiler, duruş ve hareketlerini taklit ederek, doğanın gizil güçlerini edindiklerini düşünüyorlardı. Doğayla kurulan birlik, hayat ve ölüm üzerinde farkındalık yaratarak, insanın korkularını dindiriyor, hırslarını törpülüyordu. Gerçekten de yoga uygulamaları günümüze kadar, sağlık ve güç kaynağı olarak kullanılmıştır. Bedeni esnetmek, onu tanımak ve dinleyebilmek için dansçılar tarafından da kullanılan yoga hareketleri, modern dansın temelinde de yer alır.

Ortaçağ’ın karanlık duygusundan çıkarak aydınlanma çağına giren insan, dansın sadece dini amaçlar için kullanıldığı ve bunun dışında günah olarak sayıldığı yüzyıllardan çıkışını Klasik Bale ile taçlandırır. İnsan zekasının beden üzerinde gösterilebildiği, ayrıntıların kusursuzca oluşturulduğu bale, insan vücudunun mükemmel tasarımını eğitimle görünür hale getirir. İrade ve zekanın meyvaları, yüksek estetik duygu ve varoluştur.

Yazan: İlkay Sevgi
Bir Sonraki Yazının Konusu: ÇAĞDAŞ TEKNİKLER    

Yazar hakkında

İlkay Sevgi 2002 senesinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Çeşitli dergilerde, basın ajanslarında ve yayınevlerinde ;araştırmacı, yazar ve çevirmen olarak çalıştı. 2000 senesinde sanatçı Sinan Temizalp ile Meditatif Dansın temellerini oluşturan İlkay Sevgi, vücut eğitiminde doğu-batı sentezi formülüyle çok sayıda basın organında, internet kaynaklarında ve uluslararası medyada yazı ve araştırmalarıyla yer aldı. Derya Yüksek ile kurdukları Quote araştırma grubuyla seminerler, projeler ve çeşitli etkinlikler düzenledi. Kimlik, kuresel kultur ve Avrupa Birliği konularında akademik çalışmaları bulunmaktadır. Simya Hareket Atolyesi’nin kurucu üyelerinden olan İlkay Sevgi, Avrupa Bağımsız sanatçılar organizasyonunun Türkiye temsilcisidir.

(Erken kalkmıyoruz, hiç yatmıyoruz formülüyle çalışmalarına devam eden İlkay Sevgi, dansı Türkiye’de ve Turkiye dansını dünyada hakettiği yere ulaştırmak için elinden geleni yapmaya kararlı bir sanat aşığıdır!)

Åžair
İlkay Sevgi

Çevrim Dışı (Offline)
DiÄŸer
Bu şiir 3658 kişi tarafından okundu.
Yazı Oylama

Beğeni Derecesi : 2.5 / 5 ( 13 kişi tarafından oylandı. )

Yazar Yorumu
Bu şiir için henüz yorum yapılmamış.
 
Sizde Yorum Yapın!
Adınız :
Mesajınız :