Değerli Dansseverler,
Haziran’da bildiğiniz gibi İstanbul’da uluslararası bir Latin dans ve müzik festivali düzenlendi. 2007 Haziran’da ilki yine MundoLatino Dance ve Salsa-UK ortaklığıyla hazırlanan bu festivali, o ilk organizasyonun görkemi ve bıraktığı etkiden dolayı sabırsızlıkla bekleyenlerin başında geliyordum. Gerek Festivalin ilk senesinde İstanbul’da gerekse 2007 Salsa-UK Kongresinde İngiltere’de tanıştığım insanlarla tekrar biraraya gelecek olmak heyecan vericiydi. Bu kadar beklenti içine girince genelde hayal kırıklığı yaşar insanlar ama Yonca, Mehmet, Paul Young ve Mundo Latino ekibi harika bir iş çıkartarak yine çok başarılı bir organizasyona imza attılar ve o hayal kırıklığını yaşatmadılar. Üstelik de festivalin en önemli yıldızlarının uçağı kaçırmak gibi bir gaflete düşerek katılım sağlayamamalarına rağmen.
Bu tip kongreler her ülke için büyük önem taşımaktadır. Sadece dans açısından değil turistik açıdan da yüzlerce yabancı katılımcıyı İstanbul’a bir seferde getirmek Türkiye’nin tanıtımı açısından faydalıdır. Festivale yurt dışından katılan dansçıların çoğu İstanbul’da görülecek yerler ile ilgili sorular sordular ve kimi zaman gün içerisinde seanslara katılmak yerine Sultanahmet, Kapalı Çarşı ve civarını gezerek, kültürümüz hakkında bilgi edinmeye çalıştılar.
Düşünsenize her yıl bunun gibi 2-3 festival gerçekleşse farklı dans alanlarında, katılımcı sayısı da aynı oranda artsa, ülkemizi daha iyi tanıtabilsek, üstelik bir de dans camiasında yeni bağlantılar edinip ileride “kulis” yapmamızı gerektirecek durumlara şimdiden hazırlansak… Zor değil inanın, istedikten ve gerekli çalışmayı yaptıktan sonra… Ancak işte insan söylemeden geçemiyor, bu tip organizasyonlarda devlet desteği olmazsa ileride sadece bugünün festivallerinin fotoğraflarıyla, anılarıyla avutacağız kendimizi maalesef. İstanbul’da uluslararası bir dans festivali düzenleniyor, yüzlerce hatta binlerce kişi katılıyor, üstelik de her yerde Avrupa’nın en iyi festivallerinden biri olarak lanse ediliyor. Peki Türkiye’de dansı daha geniş kitlelere yaymakla görevli kurum sizce bu organizasyonu destekliyor mu? Salsanın bir müsabaka sporu olduğunu, dolayısıyla kendi kapsamına girdiğini iddia eden Türkiye Dans Sporu Federasyonu bu büyük uluslararası salsa festivali için ne yapıyor?
Federasyonda Sosyal Latin Dansları Branşı’nın yani Salsa’nın Asbaşkanı sevgili Aytunç Bentürk’ün ismi teşekkür edilenler arasında geçiyor ama titriyle değil, Federasyon Asbaşkanı olarak değil. Okul sahibi ve eğitmen kimliğiyle teşekkür alıyor ve elbette Türkiye’de dansa bugüne kadar yapmış olduğu katkılarla. Federasyonun adı anılmıyor. Hani “kulislerde federasyon konuşuldu” diye klişe bir deyim vardır ya, işte ondan bile bahsedemiyoruz bu festivalde. Konuşulmadı…Çünkü maalesef mevcut federasyonumuz salsanın sportif bir müsabaka dansı olduğunu düşündüğünden, salsanın, dansın, bu festivalde yaşanan boyutunu tamamıyla unutmuştur.Belki de bu yüzden federasyon bu organizasyonu tanımıyor bile!
Salsa konusunda uzman olmadığımı önceki yazımda sizlere kendimi tanıtırken belirtmiştim. Yine de belirtmek isterim, benim anlayışım, salsanın, kuralsız, serbest, yeniliklere ve yoruma açık, kişiye özel bir dans olduğu yönündedir. Bu sıfatları birleştirdiğinizde ortaya bir müsabaka sporu çıkmaz. Bir müsabaka sporu için kesin ve katı kurallara ihtiyacınız vardır. Yenilikçi olabilirsiniz, hareketleri bambaşka yorumlayabilirsiniz ancak bu kurallara bağlı kalmak durumundasınız eğer yarışmalardan puan almak istiyorsanız. Bu bambaşka bir şeydir, salsa bence bu değildir, olmamalıdır.
Peki salsa nedir? Katılanlar için söylüyorum festivalde gördüğüm her şey sonuna kadar “salsadır”. Mutlaka iyi yönleri kadar eksikler de olmuştur, bir takım rahatsızlıklar çekilmiştir. Her organizasyonda olur. Ancak atmosfer, ambians ve insanların yaklaşımları (özellikle Profesyonel eğitmenlerin) muazzamdı. Herşey bir yana, bir enstantene var ki inanın doyamadım ve belki de festivalden daha çok özleyeceğim bir anı olarak saklayacağım. Sizlerle paylaşmak istiyorum bunu kısaca…
Festivalin hangi günüydü hatırlamıyorum; yorucu bir sabah seansı sonrası dinlenmek ve bir şeyler atıştırmak için salondan dışarı çıktık. Bilenler için tarif etmek istiyorum, Refresh Venue’nün hemen yanındaki ara sokakta küçük bir büfe ve lokanta vardır. Dışarı adımımızı attığımız anda o taraftan gelen perküsyon seslerini takip ederek bilinçsiz bir şekilde yürümeye başladık. Ara sokağa girip lokantanın önüne geldiğimizde bütün yorgunluğumuzu unutmuştuk. Bu manzarayı çok da ustası olmadığım kelimeleri kullanarak anlatmam bir hayli zor açıkçası; orada olup yaşamalıydınız… Çoğunluğu Ankara’dan yaklaşık 20-30 festival katılımcısı, aralarında ünlü Albert Torres’i de alıp, masaları birleştirip, şemsiyelerin altında güneşten kendilerini koruyup yemeklerini yemişler. Karınlarını doyurduktan sonra da hemen yanı başlarına arabalarını parkedip, tüm kapıları açmışlar ve Atatürk Sanayi Sitesi’ne bir Latin Müzik ziyafeti sunmaya başlamışlar...Biz de tam bu noktada duruma şahit olduk ve bir yandan çatal, kaşık, şişe, bardak ne bulurlarsa kullanarak müziğe perküsyon derinliği katan, diğer yandan dans eden ama sonuna kadar eğlenen insanlar gördük. Albert Torres’in “Türkleştirilme” bizimkilerin de “Torresleşme” çabalarına güldük. Birbirini kısmen tanıyan, belki de tanımayan bir grup insanın o anı paylaşarak keyif almalarını gıptayla izledik. O gün, o saatlerde İstanbul Maslak Atatürk Sanayi Sitesi’nde değildik; resmen Küba’daydık hepimiz; Izgara köfte yiyip Efes Pilsen içebildiğimiz bir Küba. O muhteşem atmosfer için orada bulunan Salsa Angora’ya, bizlere de masada yer açan Kıvanç Gür’e ve o anı yaşayıp, bizlere yaşatan ismini bilmediğim herkese teşekkür etmek istiyorum… Lütfen seneye tekrarlayalım!!
Bilemiyorum aradaki farkı bu örnekle anlatabildim mi. Bir yanda müsabaka sporu yapılmaya çalışılan, senelerdir kendilerini bu dansa verip yarışmalarda yaşanan anlamsız durumlar yüzünden soğuyan, sosyal gecelere bile gelmek istemeyen insanların günden güne arttığı, dünyada eşi benzeri olmayan hakemlik ve müfredat (syllabus) mevzuatlarıyla Dünya salsa camiasının lokomotifi (!) haline getirilen bir dans; adına “Bir Garip Salsa” diyelim isterseniz. Diğer yanda ise bir kültürün özelliklerini taşıyan, özgür, sınırsız, kuralsız, tutkulu bir sokak dansı. Olması gerektiği gibi… Ne fazla, ne de eksik. Buna da sadece “Salsa” diyelim.
Evet salsanın yarışması olabilir. Güzellik yarışması denen bir kavram bugün Dünya hatta “Kainat” çapında düzenleniyorsa ya da Eurovision Avrupa çapında bir “beste” yarışmasıysa, Salsa yarışması da, hip-hop yarışması da olabilir. Önemli olan bu yarışmayı eğlenceli hale getirmektir zira saydığım diğer örnekler hep şova yöneliktir. Bu yüzdendir ki bir salsa yarışmasında rekabetten çok şov ve eğlence öne çıkmalıdır. Rekabet istiyorsanız, bu rekabeti taşıyabilecek altyapınız olmalıdır, kurallar, kriterler ve hakemler gibi. Hakemlere kriter verebilirsiniz, şov açısından, ritm açısından veya sunum açısından değerlendirin diyebilirsiniz. Ama müziğin temeli olan, dansın en ölçülebilir öğesi Ritmi bile farklı yorumlayan stillerin (on 1 ve on 2) uygulandığı bir dansı hangi standart kurallara oturtup, kimi, neye göre, kiminle karşılaştırabilirsiniz ki?
Rekabeti mümkün olduğunca objektif hale getirecek katı kurallar yoksa, subjektif değerlendirmelere ve politikaya maruz kalmama şansınız yoktur bu tip yarışmalarda. Salsa yarışmaları da, maalesef bu durumdadır. Eğitimli hakemler, belirli standartlar olmadığı sürece yarışmalar anlamlı olamayacaktır. Bunlar olduğu sürece de yarışması yapılan dans Salsa olmaktan çıkacaktır; “Bir Garip Salsa’ olacaktır. Zira salsanın ruhuna kurallar, hakemler, standartlar aykırıdır. İşte en önemli konu da zaten bu çelişkidir.
Federasyonumuzun salsaya ve diğer “esasında spor olmayan” danslara olan ilgisini kesinlikle doğru bulmakla beraber, bu ilginin yön ve şiddetinin pek ayarlanamadığını düşünüyorum. Bu da yapılan çalışmaları olması gerekenden daha etkisiz, anlamsız kılıyor. Bu tip aktiviteler yerine ülkemizde özel girişimle yapılan festivaller, gösteriler, dansı geniş kitlelere yaymaya yönelik çalışmalar maddi-manevi olarak desteklense, tüm bu salsa hakemlik seminerleri, resmi antrenörlük kurslarına harcanan bütçe buralara aktarılsa “Bir Garip Salsa’ bırakılıp, sadece Salsa düşünülse daha doğru olurdu.
Mutlaka karşı görüşte olanlar, fikirlerime katılmayanlar olacaktır. Önceki yazımda belirttiğim gibi bu tip olumlu veya olumsuz görüşlerinizi benimle paylaşmanızı rica ediyorum. Bu tip fikir alış-verişleri neticesinde yeni konular veya mevcut konuların içerisinde farklı yaklaşımlar bulabiliriz ve bunları ileride tartışarak gündeme taşıyabiliriz.
Vaktiniz ve ilginiz için teşekkürler,
Erdem Özkan
|
|
|
|
Bu şiir 1298 kişi tarafından okundu. |